Inon Zur - Megaton
Inon Zur - Megaton
Üç metre üstümüzden ıslaktık, üç metre ötemizden insan.
Göz bebeklerinden dudaklarına kadar
Ufak şeylerle duyduğun büyük haz
Eminim çizginden saptırmıştır biraz
Yasaksın, sonra uzaksın da. Soyuyorum onlarcasının düşünü üstünden, sen kalıyorsun çırılçıplak. Sen kalıyorsun ben gibi. Duvarlar üşüyor acuvumda, ardın soğuk, ardın sus, ardın hayat. Bıraksak birbirimizi yaşayacağız, hem de ne yaşamak!
Birinin yüzüne söyleyemeyeceğin şeyleri yazma.
Git, bir ağaca dokun. Yapraklarında, gövdesinde, toprağa sığmayan köklerinde.. Git ve yazamadığım her şeyinle kendini bul. Sesimin en ürkek ucunda oturuyoruz, tut elimden, kaldır beni. Parmaklarıma değen her yanınla dünya büyüyor. Sesin dalgalanıyor dudaklarımda, yankın kalbime çarpıyor. Bir akşamüstü güneşsizliğine, bir de sesime kırgınım.
Ben bir küçük kızım, ben bir deli kızım.
Sonra uyandım. Ve yine geçememiştin. Dünlerden birinde terapiye son verdim.
Sevgilim…
Diye başlasam.
Hayallerimde bir kız çocuğu olsa, gözleri hep bir kurtarıcıyı arasa. İnsanlardan uzaklaşsam, ellerini bana uzattıkları anda, aynı bize yaptıkları gibi hiç orda olmasam. San ki, onlardan kaçıyorken, sana doğru koşuyorum. San ki, hayattan sıkılıp, seni yaşıyorum. Omuzlarıma kendimden daha ağır hayaller yüklüyorum. En çok da gökkuşağını. Kızma bana, o kız çocuğunun mor bakan gözleri üşüyor. Bulutların üstüne yağmur yağmaz sevgilim, gök burda yüzsüzleşiyor. Neden en çok gökkuşağı, artık biliyorsun. Öyle sessizce oturup insanları kendi hallerinde, kendi halimce izlemek bana yalnız hissettiriyor. O an yalnızlığımı dağıtıyor bir yürek, sımsıkı sarılıyor ben onu görmezken..
Omuzlarımda bir sıcaklık
Artık ikimiz de yalnızız
Artık ikimiz de özgür
İkimiz de tutsağız.
Tereddütümde, yüreğinin tamamladığı yüreğim, o ılık bakışında dile gelir. Gözlerimden yüreğime bir şelale gibi, durmaksızın sen köpürür derinimde. Şimdi benimle o insanlara, hayallerimdeki gökkuşağını gösterebilir misin? Solumda bir yerlerde, senin yağmurlarının ritmini tutuyorum. Gökkuşağında hiç bilmediğin bir renk; yüreğinin derininde yalnızlığın olmama izin ver.
İnsanlara doğrudan bana zarar verme hakkını hiçbir kere tanımadım. Yaptığım, yapılan taarruzun yönünü ve şiddetini anlamaya çalışarak, olduğu gibi yansıtmak. Yaptığım karşımdaki olmak, ama yalnızca kusurlarını ortaya çıkarmak anında. Çünkü benim mizah anlayışım, ciddi olunması gereken yerde alaycı, dalgaya alınması gereken yerde ciddi olmamı sağlıyordu, ki buna izin veriyorum. Çok iyi olmasa da mutlulukları paylaşabiliyorum. Fakat acı daha katlanılabilir geliyor mutluluktan.
Yine de bir başkasının acısını paylaşmak demek:
Paylaşmak demek değil,
O acıyı sırtlamak demektir.
Duyduğumda bile, kalbimin bir yerinde, kendi acımdan fazlasının varlığını bilme düşüncesine katlanamayacak olmanın verdiği hisle kulaklarımı tıkıyorum çoğu kez. Kaçmaya çalışıyorum. Hayır, acıdan kaçmıyorum. Acının dokunduğu yerden, dokunduğu yerde bıraktığı histen, o hissin tüm vücuduma ve ruhuma yayılmasından kaçıyorum. Belki de vicdanımdan? Neden olmasın. Bencil de olabilirim, pek çok şey olduğum gibi. Acımaktan ve acınmaktan kaçıyorum.
Çünkü bir insana acımak:
Ondan daha iyi durumda olduğumuz,
Onun seviyesine indiğimiz,
Gönül indirdiğimiz anlamına gelir.
..diyordu bir kitapta. O kitapta anladım: Evet, acımayı hiçbir kere sevememiştim, fakat o kitap bana bu sevemeyişin nedenini apaçık söylemişti. Şimdiyse hala bilmediğim şey, kaçtığımın vicdanım mı, yoksa acıma duygusu mu olduğu. Bir yanım hala bencilsin! diyor, diğeriyse değilsin: Yine de bu ikisinin bir kabuk gibi -ya da bir sığınak oluştururcasına çepe çevre sardığı ruh, her ne kadar varoluşundan bu yana kendinde bulunduruyorsa da cevapları, bu soru karşısında bilmiyorum‘dan öteye geçebilmiş değil.
Okuldayken bir sınava gireceğiz diye ne kadar heyecanlanıyor ve belki de ne kadar korkuyoruz, dimi? Düşün ki: Tüm İnsanlık, Dünya adlı sınıfta, kendi Bedenleri olan sıralarda, önlerinde Yaşam denilen bembeyaz bir kağıt ve ellerinde Seçimlerini simgeleyen bir kalem var.
Pek bu sınav için heyecanlanıyor mu insanoğlu?
Korkuyor mu ya da?
Koşarak sınıfı terk etmek mi istiyor?
Kim bilir.
Tüm bu süre zarfında, olaylar karşısında, bu olaylar doğrultusunda yaptığın seçimlerde ve seçimlerinin sonuçlarında, hiçbir neden ve hiç kimse için o ilk anki saflığını yitirme. Büyüsen de yaşlansan da ruhun hep çocuk kalsın. Sevinci de kederi de kucaklamayı bilsin. Gülümsemenin ve gözyaşının kıymetini anlasın ama birini diğerinden üstün tutmasın. Her yeni gün‘e, bir son gün gözüyle bakıyorsan da hayallerin olsun hep.
Gökkuşağına değmek için merdiven yeter mi sence?
Bulutların üzerinde oturmak mümkün müdür?
Hiçbir şey imkansız değil:
İmkanları zorlamadıkça nereye kadar gidilebildiğini bilemeyiz.
Hayat karşına ne çıkarırsa çıkarsın, ne kadar yıpratıcı ve üzücü, kimi zaman da ne kadar saldırganlaştırıcı ve düşmancıl olursa olsun, bir çocuk avut içinde ve o hiç büyümesin. Oyunlar oyna, şakalaş ve gül onunla, kahkahalarla hem de. Yeter ki o çocuğun büyümesine izin verme.
Hiç bilmediğim yüzler geçti gözlerimden.
Tırnaklarımı yedim duraklar boyunca.
İnsanları susturdum, çirkeflikleri hatırımda kalan sesine karışacak diye. Yine de bazılarını takip etmedim değil. Benim haritamda, sen, adımlamadığım her yerdeydin. Yürümeyi sevdiğim doğrudur, seni sevdiğimse hikaye. Gülümse. Artık yazacak çok şeyim yok, artık yazacak pek yerim yok, artık satır araları yetmiyor.
Hiç bilmediğim anlar biriktirdim.
İnan, aldanmadım rüzgarın saçlarımı dağıtışına.
Gelmesen de bekle. Bekle diyorum. Gelme. Gelirsen yorulurum. Hem neyine ki, bekle diyorum, ben seni bulurum. Köşeyi dönmeden dur, karşı kaldırıma bak, koşarak sana geliyorum. Ama gelme diyorum. Sadece bekle. Beklemezsen uzar gider nefesim sana doğru. Hem ellerinin siyah-beyaz melodisini duyamam, sessiz ol.
Hem ben sana bir şey daha söyleyeyim mi?
Geceleri başka birine dönüştüğüm yalan.